İstiklal Caddesinde yürürken denk gelirsiniz. Bir acayip -ki ismini hala bilmem- kanun benzeri müzik aletine elde çubuklarla vurarak harika müzikler yapan ekipler vardır. Çok orjinal kaliteli işler çıkartıyorlar. Denk geldiğimde bir 5 dakika durur dinlerim.
Bu tarz müzik yapan gruplardan biri de Alatav. Grubun myspace sayfasında 3 adet parçaları var. Buradan yaptıkları işleri görebilirsiniz. Kendilerinin bir albümü var mı bilmiyorum. Müzikleri güzel , farklı ve nev-i şahsına münhasır.(Bu cümleyi hep kullanmak istmişimdir).
Hani anlatılır hep tuvalet kültürü islam coğrafyasında ortaya çıkmış ve buradan avrupaya yayılmış filan. Bilmem kaçıncı yüzyıla kadar avrupada perdelerin arkalarına köşelere merdivan altlarına tuvalet yapılıyormuş o dereceymiş vaziyet. Bununla da pek bir övünçlüyüzdür. “Tuvaleti müslümanlar sosyal hayata sokmuş ilk avrupalılara medeniyeti öğrettik filan.” Avrupaya öğrettiğimiz binlerce şeyden biriymiş bu mekan. Doğrudur. Atalar temiz insanlarmış. “Temizlik İmandandır – Hadis” lafını sosyal hayatlarının bir numaralı kuralı yapmışlar. Ama zamanla imanı kaybettiğimizden temizlik kavramını da kaybettik. Şimdi ne oluyor diyeceksiniz nedir bunun Tuvalet ile alakası.
Umuma açık tuvalet sıkıntısı önemli bir mesele. Artık iş yerlerinde rica etseniz size bir kaç yalan söylüyorlar yok tuvalet bozuk yok bilmem ne diye. Mecburen tuvalet arıyorsunuz parası neyse vereceksiniz. Ama bulmak ne mümkün. Çok şükür Starbuckslar var ki tuvaletlerini kullanabiliyorsunuz kimse size birşey demiyor. Sağolsun Amerikan Sermayesi.
Asıl en can alıcı ve sinir olduğum konu da şudur. Toplu taşıma hattında bulunan istasyonlarda neden tuvalet bulunmaz? Neden belediyeler bu istasyonlara tuvalet inşaa etmezler?
Örnek verelim. Aksaray metrodan trene bindiniz. Havalimanına gideceksiniz. Olur ya insan hali acil tuvaletiniz geldi. Ne yapacaksınız? Size söyleyeyim; Hiç birşey. Tutacaksınız kendinizi en yakın tuvalete kadar ki o da iç hatların oradaki tuvalettir. Yani 50 dakika boyunca tuvaletinizi tutmanız gerekiyor. Aksaray Havalimanı arasındaki duraklarda tuvalet yok. Aslında havalimanına gelseniz de işiniz bitmiyor. Bilenler vardır İç hatlara gitmek için uzunca bir yol dönüp dolaşıyorsunuz.Asansör ile üst kata çıkıyorsunuz filan. O zamana kadar bir sakatlık olmaz ise yaşadınız. Aslında şeytan diyor utanma olmayacak istasyonun köşesine salı vereceksin. Öyle ya tuvaletin olmadığı bir çağa geri dönmek gerek.
Peki neden bu tarz önemli yerlerde tuvalet olmaz? Muhtemelen nedenleri şudur, temizliği veya içine giren birinin bir aksiliğe neden olabileceği. Memleketimiz böyle. 1 kişinin hatasını milyonlara ödetirler. Bu en kolaydır. Beceriksiz idareciler bir sorunu çözmek yerine komple yasağa giderler. Bu en rahatıdır. Kasmaya gerek yok.Çöplere bomba koyulabilir tehlikesi için tüm şehirdeki çöp bidonlarını kaldır gitsin. Oh mis. Pire için yorgan yakmak denir buna.
Temizlik İslam’ın en önemli özelliklerinden biridir. Yoksa 5 vakit abdest almanın ne gereği var?
Aylar önce nereden nasıl buldum bilmem (Ekleme: Dayıoğlu Hasan facebookda paylaşmış videosunu şimdi bana söyledi) Nikos Michailidis adlı Rum bir arkadaş. Nikos Yunan değil Rum olarak tanımlıyor kendisini. Rum ile Yunan’ın aynı olmadığını biliyorsunuzdur umarım. Rum Anadolu topraklarında yaşayan ortodoks dinine mensup kişilere deniyor. Yani bizden farkları yok. Onlar Ortodox biz ise Müslümanız. Kendisi çok kaliteli karadeniz müziği yapıyor. Facebook sayfasında videolarından çalışmalarını görebilirsiniz.
Neyse asıl anlatmak istediğim bu değil.
Bugün kendisi bir video paylaştı Facebookta. Ekin Uzunlar(Kemençe) ile Apolas Lermi (Gitar) arkadaşın amatör videosu. Parçayı çok beğendim herhalde bi 20. defadır dinliyorum.
Bu tarz genç yetenekler karadeniz müziğini bir yerlere taşıyacak. Yoksa karadeniz müziği İsmail Türüt, Kont Adnan , Sait Uçar vb gibilere kalır ise aynı yerinde sayar.
Bu gençler Grup Te0na adlı bir grupta çalıyorlar. Şimdiye kadar dinleme fırsatım olmamıştı. Artık bundan sonra gördüğüm yerde bunların çalışmalarına kulak kabartacağım.
Bir diğer isim ise kemençeci arkadaş Selçuk Balcı. Youtube da videoları ile karşılaşmıştım. Arabesk , yoksa fantezi müzik mi desem bilmem, bu kategorinin klasiklerinden sayılan Ayrılamam ve Aman Doktor parçalarını kemençe ile harika yorumlamış. Kendisine de bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Karadeniz müziği farklı sesler arıyor. Fuat Saka ve Volkan Konak bilinen ilk örneklerden. Daha sonra mekanı cennet olsun Kazım Koyuncu ile karadeniz müziği karadenizli olmayanların da ilgisini çekmeye başladı. Şimdi yeni genç yetenekler geliyor.
Ama kendilerine tavsiyem – bir dinleyici olarak- eski parçaları yeniden yorumlamaya kendilerini kaptırmasınlar. Yeni parçalar çıkartsınlar. Yoksa kendimizi tekrar ederiz. O zaman dandikte olsa İsmail Türüt parçalarını arar oluruz. En azından o her sene yeni birşeyler çıkartıyor.
Neyse sizi Ekin ve Apolas’ın parçası ile başbaşa bırakayım.
Çok yazık. Toplumumuzdaki kadın algısı, gerçek ev kadını beklentisi bu şekilde malesef. Kadın dediğin evinde oturacak çocuk yapacak ve yemek filan. Bu da erkeğinin onu ne kadar sevdiğinin göstergesi herhalde. Kadın başka şehire giderken yanında biri gönderilecek. Tek başına gidemez kesin birşey olur. İstanbul burası belli mi olur. Sanki 20 milyon nüfusun içinde bulunan 10 milyon kadının başına bir iş geliyor. Muazzam bir korku. Ya başına bir iş gelir ise.
Bugünlerde bir arkadaşın hayırlı iş olayları var, kendisi İstanbul’a gelecek. Enişte adayı da diyormuş ki tek gelmesin burası İstanbul. O olsa onu yalnız bırakmazmış. falan filan.
Peki ne yapmalı? Burası İstanbul ya, kadını eve kapamalı üstüne kapıyı vurup dışarıdan kilitlemeli anahtarı da yutmalı ve akşam gelindiğinde kadını çıkartıp biraz dışarıda hava aldırmalı. Öyle ya burası İstanbul.
Muhafazakar kesimdeki kadın bakışı hala böyle. Eğer kadın öğretmen ise bir mesele yok o genelde rahat şekilde dışarı çıkabiliyor filan ama kadın eğitimli değil ise , ya da şöyle üniversite eğitimi yok ise o default olarak hizmetçi ev kadını moduna giriyor. Yapacağı iş bellidir. Yemek yap çocuk yap evi temizle. Bu kadar. Bunları yapıyorsan sen en iyi kadınsın. Yani bir bakıma hayatını kocan ve çocukların için feda et. Senin yaşamana gerek yok, arada kocan ile alışverişe çıkarsın o kadar.
Bu yaz İspanya seyahati kazanmıştım Nokia’dan. Yanımda birini götürmem gerekiyordu. Ben de hiç tereddüt etmedim hatta başından beri planımdaydı. Ablam’ı götürecektim tatile. Ödülü kazandığımda hemen onu aramıştım fakat çalıştığı için cevaplamadı, bir bakıma mundar olmuştu sürpriz. Gerçi sonra o aradı beni baya da sevinmişti. O ara çıktığım bir kız yoktu ki onu götüreyim ayrıca olsa bile Ablam’ı götürecektim. Malum aile yapıları. Evlense kocası onu gezmeye götürmez. Çünkü toplumumuzda böyle bir aile yapısı yok. Herkes ben mi karısını koluna takıp gezdirsin. (Şimdi evli değilim ama böyle bir hayat yaşayacağım). Muhtemelen Ablamın evleneceği kişi tatile gitmeyi Ailenin evine veya köye gitme olarak bilecek. Farklı yerler gör diye birşey olacağını sanmıyorum ki umarım yanılırım. İlk farklı yer seyahatlerinde buraya yazacağım.
Neyse asıl konuya gelelim. Şu aralar muhafazakar kesimde bir modernleşme görülebiliyor ama bu hala çok zayıf. Kadınlar için hala pek çok sınırlar ve kadınlara güven yok. Başına bir iş gelir aman şu olur aman bu olur. Tevekkül diyoruz aslında. Elinden geleni yap gerisini Allah’ın kudretine bırak. Ama malesef muhafazakar diye takılan kesimde bu pek yok. Hep bir göz altında tutma hep bir kısıtlama sınırlandırma filan. Kadınları eve kilitlemeli böylece düşünecek birşey kalmaz geriye.
Burada evlenmenin amacını da sorgulamak lazım böylece. Neden evlenmeli? Evde yemek pişmesi için mi? Ev işleri için mi? Bu iş için hizmetçiler de var yani illa evlenmenin gereği yok. Şunun için evlenmeli. İslami hayata göre çocuk yapmak için evlenmiş olması gerekiyor ve ben de buna sonuna kadar katılıyorum. O kadar geniş değilim malesef evlenmeden önce ilişkiye girmek İslami kurallara göre büyük günahlardandır. Ama bu günahı işleyenlerin affedilip edilmeyeceği Allah’ın işidir. Bırakalım yargılamayı o yapsın.
Eş evde hizmetçi olmamalı, sabahtan akşama kadar hayatını evde yaşayan biri olmamalı. Sosyal bir hayatı olmalı. Kendi kararlarını verebileceği en azından fikrinin danışıldığı biri olmalı. Madem hayatı paylaşamıyoruz ve bir kişinin daha yükünü erkek olarak omuzlarımıza alıyoruz bu eziyeti çekmenin alemi nedir?
Şu anda arka planda bir kemençe dinliyorum. Baya güzel çalıyor gençler. İlk yazım olduğundan konu biraz dağınık olmuş ıolabilir. Asıl demek istediğim evlendiğimiz zaman bir eş alıyoruz bir hizmetçi veya köle değil.
Kadınlar konusunda yazacak çok şeyim var aslında. Bu ilk olsun.
Posting tweet...